"Evrenin şimdiki hali, geçmişinin sonucu ve geleceğinin nedenidir. Herhangi bir zamanda, doğayı oluşturan bütün güçleri ve hareketlerini bilip, bunları inceleyebilecek kadar geniş olan bir zihin ortaya çıkarsa, evrenin en hacimli nesnelerinden atomlara kadar, herşeyin hareketini açıklayan bir denklem kurulabilir. Bunun sonucunda, söz konusu zihin için hiçbir şey gizli kalmayacak ve geçmiş de, gelecek de şimdiki zaman kadar gözlerinin önünde belirecektir." (azil, sayfa 74)
aynı eski günlerdeki gibi. beynimdeki tüm gri hücrelere sinaps komboları attıran bir hakan günday kitabıyla karşı karşıyayım, "azil". tarz yine aynı. kahramana dönüşen anti-kahramanlar, sınırsız hayal gücü sınırında at koşturuyorlar diledikleri gibi. karakterlerin söylemleri bu sefer daha da oturmuş. ayakları sahaya daha sağlam basıyor ve her zamankinden daha bilinçli ve emin konuşuyorlar. ne söylediklerini biliyorlar. ancak olay örgüsü yine sabırsız işliyor. "o anı" anlatmakta ne kadar ustalaşsa da yazar, genişleyen zaman aralıklarında halen afallıyor. ve bu durum her zamanki gibi beni zerre ilgilendirmiyor. okudukça, -her günday kitabında olduğu gibi- afallıyorum, kapanıyorum. kendi üzerime.
Tesadüfler var mıdır? Yoksa tesadüf denilen şey, henüz nedenini bilemediğimiz bir sonucun girdisi, ve henüz anlayamadığımız bir olayın çıktısı mıdır? Bir olayı tarif etmek için sonsuz parametreye mi ihtiyaç vardır? Parametreleri ve birbirleriyle olan ilişkilerini tarif edecek bir denklemle tüm hayatı ve işleyişi açıklamak mümkün olabilir mi? Bu herşeyin denklemi olabilir mi? Bir denklem ve sonlu sayıdaki parametre ile duyguları ve özgür iradenin seçimlerini tarif etmek mümkün olabilir mi? Duyguların yaptığımız seçimlerdeki etkisi, denklemde x yerine koyduğumuz sayılardan mı ibaret? X'e 5 versem olan biteni anlayabilir miyim? Kafamdaki soruları, sorunları hep rasyonel bir biçimde açıklamaya çalışmam bir acz göstergesi midir? Herşey sadece bir denkleme dökülemez mi? Yoksa bu denklemin içine asla sığamayacak büyüklükte, herhangi bir değişkenle tarif edilemeyen, ama denkleme girdiğinde nihai sonucu istediği gibi değiştiren bir c sabiti var mıdır? Var ise eğer, bu tanrı mıdır? Tanrı'yı bu denklemin içinde mi aramak gerek, yoksa bu denklem aslında başka bir denklemin sadece bir girdisi, bir parametresi midir?
O değil de, denklemin parametrik bir girdisi olmayı reddederek, sonuna eklenen bir sabite dönüşüp herşeyi değiştirebilecek kadar bir kudrete sahip olabilir mi insan. ve bunu sadece isteyerek başarabilir mi, sadece kendi isteği yeterli olabilir mi. istek, oldurabilecek kadar güçlü bir duygu mudur?
ve sahi. en güçlü duygu nedir?
Monday, March 26, 2007
Saturday, October 28, 2006
nesçmastnik hk.
çok olmuş. komşunun (tahminen) modemine korsan saldırısı düzenlemeseydim daha da çok olacaktı sanırım. bir önceki yazıda anons ettiğim gibi, yeni seslenme mekanıma ulaştım ve ordan bildiriyorum artık. küfür ettiğim kadar var valla, hele sabahları bu semt halkının adına "tramway" dedikleri lünepark aracına öndekini ittire ittire girerken daha da hınçlanıyor, daha da kızıyor ve kızarıyorum. yine de dimağıma yaşattığı titreme hissiyatı için "çember litaş" durağına teşekkür etmeliyim, zira en büyük eğlencem her sabah uykulu uykulu "sünger bob ve çember litaş nasıl iyi bir ikili olurdu acaba" sorusunu düşünmek. bunları düşünüyorum ben artık. insan her mekana alışıyor tabi zamanla, ben de sarı bir Ivan bıyığı alıp üst kattaki rus komşularıma votka içmeye gitme ve Voronin formasını sırtıma geçirip alt katta oturan ukraynalıların 50 kişilik amdan götten ukrayna teknosu partilerine iştirak etme düşünceleriyle motive oluyorum. karşı pencere komşum olan hacı amcayı her sabah takma çember sakalımla selamlayıp, selametle komşu selametlee diyerek pencereden aşağı atlamak istiyorum. tek seferde adım çıksın istiyorum. "eeyy eskilerin öküz meydanı aksaraayyy, beni de öküzleştir ve özgürleştir ulaaann" diye bağıraraktan orta yerimden deri atmak ve tıssslayan bir bıyıklıya dönüşmek istiyorum. işi gücü herşeyi bırakıp burada bir kuru temizlemeci dükkanı açmak istiyorum , 15'de çocuk yapmak (hepsi erkek olcak). bir kadıköylüyü ne hale getirdiniz be..
Sunday, September 24, 2006
parasetamol
boğazlarım şişti. virüs nefrişatı adeta rus olup sıcak akciğerlerime inmeye çalışıyorlar. eğer indirmemeyi başarabilirsem virüs çarlığını yıkarak bağışıklık sistemi imparatorluğumu kuracağım, lakin kendime bakma konusunda 4 yaşındaki bebe fıtratında olduğum için bu iş zor gözüküyor. önümdeki iki haftayı hasta geçirmek nefis olacak. hem de taşınma arefesinde. arefe günü.
ayrıca artık kadıköy'den değil de ebemin amından bildiricem bundan sonra. umarım problem olmaz senin için değerli okuyucum.
ayrıca artık kadıköy'den değil de ebemin amından bildiricem bundan sonra. umarım problem olmaz senin için değerli okuyucum.
Tuesday, September 19, 2006
Sunday, September 10, 2006
gıda kodeksi hk.
birşey sorucam. bir şeftali 3 hafta yenmeden dolapta durup da küflenmez mi arkadaşım? nedir yani süpermen mi ıssırdı seni zamanında? taş gibi lan hala. yedim şimdi. benden haber çıkmazsa gıda mühendisleri odasını arayın.
Subscribe to:
Posts (Atom)